kucuk sirlar

uzun metraj klip tadında.... tut elimiiiiiiiiiiiiiiii duy sesimiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii......

baba kiz diyaloglari

kızcağız yıllardır aynı yerde çalışmaktadır ve işinden hiç memnun değildir. her telefon görüşmesinde bu konu babaya çeşitli biçimlerde iletilir. en son telefon konuşmasında artık kızın canına tak etmiştir ve :
schimitto: off baba, yine üstüme iş yıktılar bıktım artık...
baba: bak geliyim bi gün oraya göstereyim kendimi, siz bu kızı sahipsiz mi sandınız öyle zırt pırt görev veriyosunuz diyeyim...
schimitto: düşüneyim bunu ben...

inception

bildiğimiz jungçu psikanalitik incelemeye müsait bir film olmuş bu kanımca... ayrıca yunan mitolojisinden de çok iyi yararlanılmış. bi kere ellen page'in tasarladığı labirent mitolojide şöyle geçer:
girit kıralı minos bir labirette korkunç bir ejderhayı hapsetmişti. bir gün minos'un kızı ariadne'nin sevgilisi theseus, ejderi öldürmek üzere girit'e geldi. ariadne ona, labirente girmeden önce, çıkarken yolunu kolay bulabilmesi için bir yumak verdi. thesus bu labirente girerken bu yumağın ipliklerini yere salıverecek, çıkarken de iplikleri toplıyarak aynı yoldan geçip dışarı çıkabilcekti. böylece thesus ejderi öldürdükten sonra, yumak sayesinde yolunu bulup labirentten çıkmayı başardı.
nitekim filmdeki kızımızın adı da ariadne değil miydi? zaten cobb ve mal'ın aşk hikayesi de yine yunan mitolojisinde geçen orpheus ve eurydice'in hikayesidir. onu da başka zaman anlatayım...

house md

mide bulantısı, diare, öksürük gibi nedenlerle bir şekilde hastaneye yatırılan hastaları 24 saat içerisinde kesip biçip ağzından burnundan kan gelicek kıvama getirmeyi beceren, ekibinin sonsuz itaat beslediği bu adam en iyi rolünü 3. sezonun 11. bölümünde hapse tıkılma tehlikesini atlattıktan sonra en yakın dostu wilson'un "ama benden özür dilemiştin o da mıı yalandı?" sorusuna "neye istiyorsan ona inan..." cevabını vererek oynamıştır.

welcome

küçük yaşta alınılan büyük sorumluluklar ve sınırı geçmek için keşfedilen tuhaf yöntemler, kafaya geçirilen bir poşet, kanalı yüzerek geçmeye çalışmak yersiz yurtsuz ve aç kalmak günlerce, banyo yapabilmek için yüzme havuzu yetkililerine yalvarmak... bütün bunlar yetmiyormuş gibi ibir de halk tarafından bir cüzzamlı gibi muamele görmek iinsanın içini acıtan manzaralarla dolu bir hikaye. fakat filmde canımı sıkan tek bir şey oldu. o da bilal'in kendisine yöneltilen" nerelisin?" sorusuna verdiği cevap.
- ıraq, kürdistan.

havana blues

2005 yapımı müthiş soundtracklere sahip güldürüp güldürüp ağlatan çok eğlenceli bir film...soundtrackleri için özellikle de arenas de soledad adlı şarkı için izlenmeli en azından...

ilkokulda kol kola girip sarki soyleyen kizlar

bunlar ileriki yaşlarda bağdat caddesinde de aynı hareket ve tutumlarını sürdürmeye devam ederek normal insanları çileden çıkarıyorlar. fakat ilerleye yaş itibariyle enleri daha da geniş olduğu için sollama imkanı diye bir şey malesef kalmıyor...

el aura

2005 yapımı, 9 kraliçe adlı filmiyle de kendini göstermiş yönetmen fabian bielinsky'nin elinden çıkma bu film farklı konusuyla ve sakin ilerleyişiyle insanı germeye yetiyor. epilepsi hastası bir taksidermistin gördüğü hiçbir şeyi unutmama gibi bir özelliği vardır. mükemmel soygun planları yapar fakat gerçekleştirmek için cesaret bulamaz. fakat bir gün arkadaşının haftasonu için ormanda avlanma teklifini gönülsüzlükle kabul eder ve olaylar gelişir. bu sene oskar ödüllerinde en iyi yabancı film dalında ödül alan el secreto de sus ojos adlı filmin baş rol oyuncusu ricardo rarin'den yine aynı mükemmellikte bir oyunculuk ve sıradışı bir hikaye görmek isteyenler için ideal.

americano

başrollerde joshua jackson ve bilmediğim iki karakterin daha oynadığı, içinde hiçbir doğru düzgün olay geçmeyen atlata atlata hızlı biçimde 10 dakikada sindirilebilecek bir cumartesi filmi...

shutter island

son dakikaya kadar leonardo di caprio'nun tarafını tuttuğum film...

88 minutes

88 dakika süren, bayağı geren bir film olmakla beraber katilin kim olduğunun fikir teatilerini sürdürürken ancak son 15 dakikada kim olduğundan kesin olarak emin oluyorsunuz. sonra... daha önce bilebilirdim bunu ben demeye başlıyorsunuz. telefonların zırt pırt çaldığı filmde cinayet işleme tekniği çok radikal. arkadaşlarla toplaşıp izlenilebilir

sozlukte ust uste igrenc basliklar acilmasi

"sözlük kavramına ve amacına geri dönün lütfen seviyesizlik zaten her yerde" diyorum. beyoğlunda remix dım tıs çalan sıradan barlara dönmesin burası... dönmesiiiiiiin, döööönmesiiiiiiiiin......

el secreto de sus ojos

film oscarı hak ettiği gibi almıştır. çok başarılı ve farklı bir senaryo anlatımına sahip olan bu filmde sözler özenle seçilmiş ve iki paralel hikaye birbirine ustaca bağlanmış. ricardo darin çözemediği vakayı çözmeden elindeki diğer özel vakaya dönemiyor bile...bir de filmin sonunda mağdur kocanın söylediği söz çok vurucu olmuş...

ozkan ugur

bas gitarla solo yapan ilk türktür...iyi solo yapan ilk'tir...

universitede ilk yili olanlari tanima rehberi

ben ilk senemin ilk ayında kampüste bi gün gezerken öğrenci kulüplerinin tanıtım gününe rastlamıştım. o gün dağcılık, kitap, tiyatro ve drama-ki bunlar aynı işi gören ayrı gruplardı-müzik topluluğu gibi ne varsa hepsine üye olmuştum. yardımcı olabildiysem....

cillian murphy

çok yetenekli, öyle yetenekli ki breakfast on pluto adlı filmde bir travestiyi oynadıktan sonra onu takip eden yılda the wind that shakes the barley adlı ırlanda bağımsızlık savaşı konulu filmde bu sefer cesur bir direnişçiyi oynamıştır. bu sene ise mükemmel bir mafya filmi olan getirin kellesini adlı filmde yeteneklerini konuşturmuştur. bu saydığım üç filmin de festivallerde gösterime giren filmler olduğunu hatırlatırım...

gordos

daniel sançhes averalo'nun yönetmenliğini yaptığı bu sene 29'un istanbul uluslar arası film festivalinde yer alan ispanyol yapımı şişkoluk üzerine mükemmel bir film. konu şişkoluk olunca bunu abartıp sınırları aşan bir grup var ortada ve tabii komplekslerinden
kurtulamayan elebaşı grup terapisti. kim kimi düttü belli diil filmde ama sonu çok beklenmedik biçimde gelişiyo... izlenmesi tavsiye edilir

bizimle calisacak ekip arkadaslari ariyoruz

presentaaaaaaaaaaaaaaabıl, beş dil bilen, on sene deneyimli ama genç, dinamik, çözüm odaklı çalışan, tuttuğunu koparan, kopardığı parçayı bize teslim eden..... bu gider daha...

en mutlu oldugum yer

çekimlerden önce kimseyle doğru düzgün konuşulmamış sanırım.saçma sapan olaylar dizesi. başroller önce kendi diksiyonlarını düzeltsinler.çünkü bu şekilde izleyenlere sadece "isteyen her güzel insan oyuncu olabilir" imajı veriyorlar. ayrıca bir yol hikayesi yaratılmaya çalışılan bu filmde -ki fikri takdir ettim. yol hikayesi bizde pek bulunmaz- ama kelimenin tam anlamıyla o yolun içine sıçılmış. insan bu işin yönetmenlerinden biraz feyz alır onu anladık ama wim wenders'ı taklit edeceğine tekniğini al be adam. sen kendi kültüründe yoğur temanı. bırak batı orda kalsın.

reha hendem

edit: ayakları yere basıyomuş ama efendi bi adam konusunda şüphelerim var.